En Büyük Ticaret / Dr. İbrahim Baz

      Share

      Mü’minin ahlaken kemâle ermesi, nefsini dine ram, dini nefsine vicdan kılmasıyla mümkündür. Vücud ve vicdan aynı kökten gelir. Ancak vücudu olan değil,

       vücudunun hikmetine varanlar ehli vicdan olanlardır. Vücudunun yani varlığının hikmetini ve gayesini bilmeyenler ise vicdanın lügat ismine ram olanlardır.

      Halbuki vicdan, imandır. İmansızlık, kişinin kendine yaptığı en büyük vicdansızlıktır.

      Vicdan, sevmek ve vermektir.

      Vicdan, varlık onuruna ermektir.

      Vicdan, emmâre nefsi yere sermektir.

      Vicdan, hilkatinde taşıdığı güzellikleri yaşamak, ahlaklı olmaktır.

      Hasılı vicdan, kâl değil, hâldir. Bilinen değil, yaşanandır. Ateşin resmine bakanla, yanan arasındaki farkla,  vicdanlı ile vicdansız arasındaki fark aynıdır.

       

      Vicdan, adaletten yana hüküm verir. Adalet ise her şeyi yerine koymak ve hakkınca değer vermektir. Kulun Rabb’inin kadrini bilmemesi, bu anlamda hem adaletsizlik, hem de vicdansızlıktır. 

      Vicdanı olmayan menfaatperesttir. Hep özünü düşünür. Menfaatperest olanlar hep yaşamak, daha çok yaşamak isterler. Vicdan ve ahlak sahipleri ise yaşatmak isterler. İşte mü’münin en büyük kazancı buradadır.

      Bu dünya bir ticaret hanedir. Ticaretten maksat ise kazanmak ve kar etmektir. Hiç kimse kaybetmek için ticaret yapmaz. Müflis tüccar, malını kaybettiği gibi kredisini de kaybedebilir.a

      Dünya, ticarethanesinde yapılan ticarette, iki tür kar vardır. Biri ancak bu dünyada kalır; maişet için zaruridir. İkincisi ise bu dünyada fayda verdiği gibi ebedi âlemde de fayda verir.

      Maişet için lazım olan ticaret, ruhun atı olan bedenin doyması, sağlam ve sağlıklı olması içindir. Zira beden sağlam ve sağlıklı olmalı ki, ruh kulluk vazifesini daha iyi yerine getirebilsin. Burada en önemli husus helal kazançtır. Helal olmayan kazancı yemek aşına ağu katmaktır. Hangi akl-ı selîm bilerek zehir yer. İnsanın aklının başında olmaması gerekir. Ola ki, bilmeden kazanca karaşın zehirler varsa bunlarında tezkiyesi için zekat ve bol bol sadaka vermek gerekir.   

      İkinci kazanç ise, bu dünyada fayda verdiği gibi asıl beka yurdu olan ve binbir lezzetin tadılacağı ahirette de fayda verir. Peki nedir bu ticaret? Bu ticaret; kalp kazanmak ve kalbi kurtarmaktır. Kalb medeniyeti kurmaktır. Kalbî bir hayat yaşamaktır. Ahkemul-Hakimin olan Mevla bakın ne buyuruyor;

       

      O gün ne mal, ne evlat fayda verir. Ancak Allah’a kalbi selim ile gelenler (kurtulur). (Eş-Şuara, 88-99)

      Demek ki dünya ticarethanesinde Allah’ın bizden beklediği kazanç, selîm bir kalbtir. Kalb-i selîm, ebediyet yurdunun tek gerçek akçesidir. Cennetin kapısıdır. Cehennemden kurtulmanın ve cennete yol almanın yolunu da yine Mevla şöyle açıklar:   

       

      Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?

      Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.  (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır. (Saff Suresi, 10-12)

                  Peki bu dünyanın müflis tüccarı kim bilir misiniz? Allah Resulu bakın nasıl açıklıyor.

                 

      Ebû Hureyre (ra)’dan, Rasûlullah şöyle buyurdu:
      -“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” Bunun üzerine orada bulunanlar : Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah: “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip; şuna sövdüğü, buna iftira ettiği, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü, şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna-buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları bittiği için de hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.[1]

       

      Demek ki dünyada cenneti kazanamayan her tüccar aslında en büyük müflis, cenneti kazandıran ticaret ise en büyük ticarettir.

       

      Konuya, kalbin gözüyle bakıp noktayı koyalım:

      Şeriatta senin malın senin senin, benim malım benimdir. Tarikatta  senin malın malın senin, benim malım al o da senin. Hakikatte ise ne senin malın var ne benim. Mülk, bütünüyle Hakk’ındır.

       

      Mal sahibi mülk sahibi

      Hani bunun ilk sahibi

      Mal da yalan mülk te yalan

      Var biraz da sen oyalan.  

       

      Dr. İbrahim Baz

       


      [1] Müslim, (45) Birr,59, III.1997, had.no: 2581; Tirmizi, (38) Kıyâme, 2, IV. 612, had.no:2418.

       

      • Hits: 927 clicks

      Tecox component by www.teglo.info