Quran İqlimi / Dr. İbrahim Baz

      Share

      Dünya gurbetinde bir garip yolcudur insan. Üstelik bu yolculuğun sonunda direk bir istirahat da yoktur. Çetin mi çetin bir sınav var. İşte Yüce Mevla bu gurbet elde, ruhlarımızın kopup geldi

       “vatan-ı aslî”den bir mektup göndermiştir bilmediğimiz yollarda doğru yürümenin kılavuzu olan: Adı Kur’an. İnanan ve sorumluluğunun farkında olan takva sahiplerine hidayet kaynağı olan. Ve en çetin sınavın cevaplarını sunan. Peki gurbette, sıladan gelen her selam ve her hediye bir başka güzellik taşırken kim açıp okumaz en güzel hediye olan bu kitabı, gafilden gayrı.

      Mekkeli müşriklerin en azgın olanları bile onun mucizevi tesirinden kendilerini alamamış ve geceleri gelip duvar kenarından gizli gizli Kur’an-ı Nâtık olan Hz. Peygamberin tilavetini dinlemişlerdi hayran kalarak. Çünkü Kur’an, sonsuz merhamet sahibinin kıyamete kadar baki kalacak merhamet merhemi, darusselam müjdesi sunan selamı ve memba-ı şifâ olan Kelamıdır.    

       Beşerin gördüğü en büyük Burhan’dır. Hak ile batılın farkına vardıran  Furkan’dır.  Cehaletin karanlığına aydınlık mayası çalan, ölü kalpleri dirilten Nur’dur. Kur’an, mü’min için en güzel vird ve varlık sebebini hatırlatan Zikrdir.

      Çocuğunu diri diri toprağa gömenleri, kendi yaptığı putların önünde zavallıca eğilenleri yeryüzünün en büyük muallimi yapan ve karanlığın koynunda kaybolan bu kalabalığı karanlıkta yol gösteren gökteki yıldızlar seviyesine yükselten en büyük mucizedir.

      Asr-ı saadet tam anlamıyla her mevsim Kur’an ikliminin yaşandığı bir kutlu zaman dilimidir. Şöyle bir dolaşsanız seher vakitlerinde, ashabın evinden arı uğultusunu andıran Kuran tilavetleri taşardı sokaklara. Çünkü onlar Hz. Peygamberin önderliğinde Kur’an ikliminde dirilmişlerdi. Kur’an-ı yaşayarak okuyorlardı. Okuyorlardı ve yaşıyorlardı. Çünkü Kur’an bol bol okunan demekti. Okundukça o mushaf, gerçek anlamıyla Kur’an oluyordu. Okuyan dirildiği gibi kendisine okunanı da diriltiyordu. Hz. Ömer’in kalbine imanın kıvılcımı kızkardeşinin evinde bir Kur’an tilavetiyle yakılmadı mı?

      İşte bu yüzden ashab-ı kiram hayatlarını adadılar bu kitabın ahkamının hayatlarında ve yeryüzünde kâim olması için. Kıyamete kadar dâim olması için yurtlarını ve yuvalarını terk ettiler. Çünkü onlar okudukları Kur’anı yalnız gözleriyle ve dilleriyle okumuyorlardır. Onlar gerçek mü’mindi:

      "Muhakkak ki mü'minler; Allah zikredildiği zaman kalpleri titreyen, ayetleri okunduğunda imanları artan ve yalnız Rab'lerine tevekkül edenlerdir."    (Enfal: 2)

      Bir de şimdi gezelim Müslüman mahallesinde.

      Kaç kişinin evinden Kur’an sadası yükselmekte?

      Kaç kişinin evinden elleriyle yaptıkları ve mahkumu oldukları televizyon sesleri taşmakta sokaklara…

       

                  Her canlı kendi ikliminde güzel yetişir ve yaşar. İklimine uygun olmayan yerde yetişen canlılar sararır ve solar. Kamil bir mü’min olmanın yolu da Kur’an ikliminde yetişmekten ve büyümekten geçer. Kur’an sadasını işitmeyen, onun nuruyla aydınlanmayan kalpler kararır, kafalar kurur. İşte bu yüzdendir ki Kur’an-ı Natık Hz. Peygamber “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir” buyurmaktadır.

                  Kur’an okunmayan evler karanlık, Kur’an yaşanmayan evler ruhsuzdur. Kur’anı görmemiş gözler henüz pusludur; Kur’an dinlememiş kulaklar henüz hiçbir şey duymamıştır.        İnsanlar, şehirler ve ülkeler Kur’an ikliminde olursa diridirler ancak. Diriliğin geldiği evlerde de ancak dirlik ve huzur vardır. Yoksa Hz. Peygamberin “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin.” (Müslim, Müsafirin, 212) hadisiyle beyan buyurduğu gibi, beden evi, şehirler ve ülkeler bir kabristana dönerler.

                  Kur’an öğrenmenin ve öğretmenin önemine dair Hazreti Mevlânâ’dan vereceğimiz bir misal meseleyi olanca özellik ve güzelliğiyle anlatmaktadır. Bir gün huzuruna giren bir genci ayağa kalkarak karşılayan Mevlânâ, bununla da kalmaz, genci makamına oturtur, kendisi de karşısına geçip yere diz çökerek konuşmaya başlar...

                  Çevredekiler koskoca Mevlânâ’nın makamını bir çocuğa terk edip de karşısında diz çöküşünü uygun bulmazlar da itiraz yollu sorarlar. Hz. Mevlânâ yerine oturttuğu çocuğa gösterdiği hürmetin sebebini şöyle açıklar:

                  -Bu genç, Kur’an’ı ezberlemiş bir hafızdır. Kalbinde Kur’an yazılıdır. Siz sokakta üzerinde Allah yazılı bir kâğıdı görünce hemen hürmet göstererek eğilip alıyor, yüksek bir yere koyuyorsunuz da, ben kalbine Kur’an’ın tamamını yazdırmış bir gence ayağa kalkmaz, hürmet göstermez olur muyum? Kaldı ki, sizin hürmet gösterdiğiniz kâğıt üzerindeki yazıdan çok fazladır bu hafızın kalbindeki Kur’an yazıları!.

      Hazreti Mevlânâ sözlerini şöyle tamamlar: -Sadece ben değil Allah (cc) da kelamını ezberleyenlere değer veriyor, cennetine almakla kalmıyor, ayrıca şefaat etme izni de veriyor.

      Hz. Mevlananın bu hikâyesi, aklıma her zaman Şeki ve İsmayillide yetişen bembeyaz cübbeler içinde nur gibi parlayan hafızların Şeki’deki merasimlerini getiriyor. Ve dua ediyorum onları yetiştirenlere, yetişmesine vesile olanlara, Kur’an ikliminin daha çok kalbi dirilmesi için her hafta yollara düşenlere; Bakü’ye, Hosrov’a, Aliabad ve Zaqatalaya.

      Ya Rabbi! Dünya’da Kur’anın şifasından ahirette şefaatından mahrum eyleme.

      Senin Kelamını yaymaya çalışanlara Cemalinle ziyafet ver.

      Dr. İbrahim Baz

      08.05.2008

      01.21

      • Hits: 1152 clicks

      Tecox component by www.teglo.info