155-ci Sayı

 

Flash Görüntüsü

 

Qeydiyyatdan Keç

 

Abunə ol..



    Nurlan MƏMMƏDZADƏ- “Darbe Nemrudu”na DUR DİYENLERE...

      Share

      15 Temmuz 2016...

      Kardeş Türkiye ve Türk halkı için bir sınav günü... Milletin ekmeğini yiyerek aynı milletin ordusunda emir verme kademesine kadar yükselen bir kaç eşkiyanın, milletin seçimi ile iktidar olan hükumete darbe yapmak için yine aynı milletin asker evladını kullanarak hain bir saldırı gerçekleştirdiği acı bir gündü bu gün. Neden acaba? Çünkü, Türkiye, aradan geçen bunca zamandan sonra ilk defa böylesine şahlanmış, dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara kucak açan, zalime hesap soran bir ülke olmuştu. Böyle bir Türkiye olsun istemiyordu zulüm çarkına çomak sokulanlar. Darbe girişimi nasıl oldu, satılık hainler, bu ülkenin ekmeğini yiyip, ona ihanet edenler kimlerdi? Bu türden soruların yeterince cevaplandırıldığını sanırım. İnsanlık haysiyetine sahip, kalemi namusu bilen gazeteciler, her şeyden önce kendi vicdanlarını reji odası yapmayı bilen bir takım medya kurumları zaten olayın detaylarına yeterince ışık tuttular. Azerbaycandan bir kardeşiniz olarak, olayları dışarıdan seyr eden biri olarak sadece şunu söylemek istiyorum: Şükürler olsun, Türkiye insanı, bu “ölüm-kalım” sınavından yüzakı ile çıkmayı başardı. İster -Allah muhafaza- darbe gerçekleşsin, isterse de gerçekleşmesin, Türk halkı, gereken mücadeleyi vererek, milli iradesine sahip çıkarak kendi şerefini ayaklar altında çiğnetmedi. Bir ihtimal, darbe gerçekleşmiş olsaydı bile, yarının dedeleri olacak bugünün yiğit aslanları torunlarına anlatacakları kahramanlık hikayelerini kendi kanlarıyla yazmış olacaklardı elbet. Zira öyle yüce gayeler vardı ki, uğruna ölmek te bir zaferdi aslında.  

      Hasılı kelam, bu bir namus meselesiydi ve Türk insanı, hain ellerin bu namusu kirletmesine izin vermedi. Peki, o bitmez gecede ve onu takip eden günlerde Azerbaycanda neler yaşandı? Öncelikle, buradaki hainleri bir cümle ile şöyle özetleyeyim: Kardeş ülkenin milli iradesine kurşun sıkan ve sıktıran, ihaneti kendine hayat düsturu edinmiş, kirli oyunlara maşa olmak için yabancı kapılarda haysiyetini satanların buradaki uzantıları ve özellikle son zamanlar Türkiye-Azerbaycan birliğinden, Aliyev ve Erdoğan dostluğundan rahatsız olan bir takım unsurlar “Darbe Nemrudu”nun yaktığı ateşe çalı taşımaya kalkıştılar, yazıklar olsun!

      Fakat şunu bilmenizi isteriz ki, Türkiyeyi kendisine ikinci vatan bilen, acısını her zaman yüreğinde hisseden, sevinciyle sevinen asil halkımızın asil evlatları, o gece sabaha kadar siz nasıl uyumadıysanız, onlar da uyumadılar. Seccadeler göz yaşlarıyla ıslandı, dillerden çıkan “Ah”lar dua olup arşa dayandı. Sabaha kadar telefonlar susmadı. Alınan her iyi haberi paylaşmanın sevinciyle açtılar sabahı. Mekan sınırlarını aşarak, manen sizlerle beraber onlar da sokaklara döküldüler. Ve eminim ki, bu zor günde “Darbe Nemrudu”nun ateşine göz yaşını sel edenler kardeşlik sınavından yüz akıyla çıktılar, şükürler olsun.

      Siz bu ağır günlerde ne hissettiyseniz biz de aynısını yaşadık. Nasıl da yaşamayalım? Biz ki, aynı dili konuşan, aynı dinin ve aynı milletin mensuplarıyız. Kültürümüz gibi kaderimiz de aynı. “Bir ananın iki oğlu, bir ağacın iki kolu”yuz biz. Biz ki, tankların milli iradeye nasıl saldırdığını 1990-dan biliriz. Biz ki, “Kanlı Ocak” günlerinde hürriyetimize sıkılan kurşun seslerine uyanan bebelerin çığlığına şahit olmuşuz. Atılan kurşunlara cesetten siper olmayı, askeri zırhlı araçların önünde etten duvar örmenin ne olduğunu da gayet iyi biliriz.

      Biz ki, İstanbulu Bakümüz kadar severiz. Bizim İçin Bakünün Şirvanşahlar sarayı neyse Topkapı da odur. Seyyid Yahya Baküvi neyse, Aziz Mahmud Hüdayi de odur. Yunusu Fuzuliden ayırmayız, ayıramayız. Kara Denizi en az Hazar kadar severiz. Hatta Ahmet Cevadımız, şanına “Çırpınırdı Kara Deniz”i yazar.

      Biz ki, Birinci Cihan Harbinde düşman işğaline uğrayan Kardeş ülkeye yardım için Bakünün merkezinde “Kafkas Hayriye Cemiyeti”ni kuran dedelerin torunlarıyız. Biz ki, aynı merkezin önünde zinet eşyalarını, altın bileziklerini, kulağını kanatırcasına çıkardığı küpelerini gönül huzuru ile kardeş ülkeye gönderen annelerin evladıyız. 1918-de gözü dönmüş ermeni çetelerinin bu topraklarda yaptığı katliama dur demek için Can Azerbaycanın feryat sesine at sırtında yardıma koşarak gelen Kafkas İslam Ordusundaki dedelerinizi nasıl unuturuz?! Zira Kardeşlik Destanımızın imzasını, Çanakkalede, omuz omuza çarpışan dedelerimiz kendi kanlarıyla  atmışlar. Biz ki, “Bir Millet İki Devlet”iz, var mı bundan gayrısı?!

       

      17 Temmuz 2016

      • Hits: 313 clicks

      Tecox component by www.teglo.info