155-ci Sayı

 

Flash Görüntüsü

 

Qeydiyyatdan Keç

 

Abunə ol..



    Misyonerlerin hedefi olarak / Prof. Dr. Hayati Hökelekli

      Share

      Misyonerlerin hedef kitlesi içerisinde gençlerin özel bir yeri vardır. Çünkü gençler iknâ ve etkiye en açık , değişime en yatkın bir grup olarak bilinir.1 Bu yüzden lise ve üniversite öğrencileri misyonerlerin en çok ilgilendikleri ve etkili oldukları bir kesimdir. Nitekim Türk Protestanları lideri İhsan Özbek’e göre son on yıldır Hıristiyanlığı seçenlerin sayısı iki bin kişi civarındadır ve bunların yarısı üniversite öğrencisi yarısı da lise mezunu kimselerdir.

      2 Samsun’da Katolik Kilisesinin misyon faaliyetleri sonucunda Hıristiyan olan 30’un üzerinde cemaat mensubunun büyük çoğunluğunun gençlerden oluştuğu tesbit edilmiştir. Bu gençlerin bir kısmı Anadolu Liseleri ve bir kısmı da Özel Okul’larda öğrenimlerini sürdürmektedirler. Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinin Samsun ve Trabzon’daki Üniversitelerle, Anadolu Liseleri ve Özel Liseler üzerinde yoğunlaşmış olduğunun gözlendiği belirtilmektedir.3 Özellikle Batı kültürü ile doğrudan ve yakın temas içerisinde olan yabancı dille eğitim veren kolej tipi okullar ve bölümlerle yabancı dil kurslarının misyonerlerin daha rahat çalışma imkanı buldukları yerler olduğu söylenebilir.4

      Gençleri misyonerlerin propagandasından nasıl koruyabiliriz?

      Misyonerlik faaliyetleri dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de sık sık karşılaşacağımız bir sorun olarak varlığını koruyacaktır. Önemli olan bu sorunun toplumumuzun ilgili kesimleri tarafından ciddiye alınması, konu hakkında yeterli ve doğru bilgiler üretilmesi, bunların sonuçlarının yeterince analiz edilip değerlendirildikten sonra uygun tedbirlere başvurulmasıdır. En büyük sıkıntı, bilimsel olarak konuyu ele alan çalışmaların azlığı ya da yetersizliğidir. Ülkemizde bir kısım gençlerimizin neden Hıristiyanlığı seçtiklerine dair ciddi bilimsel bir araştırma bugüne kadar yapılmış değil. Kulaktan dolma bilgiler, savunma ya da aşağılayıp mahkum etmeye yönelik söylemlerle sorunun üstesinden gelinemeyeceği açık bir gerçektir. Esasen bu konu yalnızca bilim adamlarını ilgilendirmekle sınırlı kalmayan, toplumumuzun güvenlik ve bütünlüğü başta olmak üzere, çocuk ve gençlerimizin eğitim-öğretim ve yetişmelerinden sorumlu bütün kişi ve kurumları ilgilendiren bir geniş alanda varlığını sürdürmektedir. Bu yüzden sistematik araştırmalar yanında, toplumun ilgili kesimlerinin ortak ve koordineli çalışmaları ile sorunun üstesinden daha iyi gelinebileceğini düşünüyorum. Bu genel mülâhazalardan sonra alınabilecek bazı tedbirleri şöyle sıralayabiliriz:

      1. İnsan hayatında en etkili ve belirleyici kurum ailedir. Çocuğun kişiliği ve değerleri erken yaşlarda aile içerisinde şekillenmeye başlar ve burada kazanılan özellikler uzun yıllar varlığını ve etkinliğini sürdürür. Çocuğun kendi toplumunun dini kimliğini kazanması, büyük ölçüde ailede aldığı dini bilgilere, anne-baba ve yakınlarının dini yaşantısıyla içten ilişki kurması ve onlarla özdeşleşmesine bağlı bulunmaktadır. Anne-babadan yoksunluk, ilgi ve sevgi eksikliği, uygun ve yeterli bir din eğitimi verilememesi. . gibi durumlar sonucu çocuğun ruhsal ve manevi gelişimi büyük yaralar alabilmektedir. Her şeyden önce toplumumuzda aile yapısının güçlendirilmesi ve çocuk yetiştirme ve gençlerle ilişkiler konusunda aile üyelerinin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında ailesiz, kimsesiz çocukların koruma altına alınması, yetiştirilip eğitilmesi hususuna büyük önem vermek gerekmektedir.

      2. Ailede ve okulda verilen din eğitiminin sevgi ve anlayış temeline dayandırılması, baskı, zorlama ve korkudan uzak durulması büyük önem taşımaktadır. Çocuğun içten benimseyip katılmadığı, vicdanında olumlu bir iz bırakmayan ya da ruhsal ve manevi olarak onu tatmin etmeyen ilişki ve uygulamalar, bir süre sonra ana-babaya, büyüklere karşı tepki ve isyana dönüşebilmektedir. Hıristiyan olan gençlerin bir kısmında bu tepkisel durum açıkça görülebilmektedir.

      3. Camiye, cami bahçesi ya da avlusuna gelen çocuk ve gençlerle din görevlilerimiz özel olarak ilgilenmeli, onlara hoşgörü, sempati ve sevecenlikle yaklaşmalı, onlar için hayır dua etmelidir. Cami ve çevresi çocuk ve gençlerin ilgisini çeken, hoşça vakit geçirmelerine imkan veren, bazı sosyal/dini etkinliklere katılımlarını sağlayan bir anlayışla düzenlenmelidir. Bu bağlamda, camilerin yanı başında kütüphane, kültür ve sanat merkezi, spor alanları, çay ve kahvehane, oyun salonu. . gibi unsurlara yer verilmesi, gençlerin daha güvenli bir sosyalleşmeden geçmelerine yardımcı olabilir.

      4. Misyonerlerin (çoğu Batı medyasının ve onların yerli uzantılarının) sık sık dile getirdikleri İslam Dini ve Müslümanlarla ilgili asılsız iddia ve karalamalara karşı, her seviyede uygun cevaplar oluşturulmalı ve bunlar kamuoyunda etkili olacak tarzlarda sunulmalıdır.

      İslam imajını haksız ve asılsız olarak çarpıtmaya yönelik bu tür söylem ve iddiaları boşa çıkaracak, İslam Dininin gerçek yüzünü gençlere ve toplumun tüm kesimlerine ikna edici tarzda anlatacak, gösterecek yayın ve programlara şiddetle ihtiyaç vardır.

      5. Özellikle yabancı dille öğretim yapan lise ve üniversitelerimizde öğrenim gören, ya da yabancı dil öğretim programlarına devam eden gençlerimizin misyonerlik propagandasına daha çok muhatab oldukları dikkate alınarak, bu konuda onları uyarıcı, bilgilendirici, milli ve dini bilinci güçlendirici çeşitli önlemlere baş vurmak gerekli gözükmektedir.

      6. Din ve dindarlar hakkındaki olumsuz düşünce ve değerlendirmeler, tartışma ve karalamalar, baskı ve kısıtlamalar gençler üzerinde kafa karıştırıcı ve dini yönden gelişmeyi ve benlik katılımını engelleyici, tedirgin edici ve cesaret kırıcı bir etki meydana getirmektedir. Gençlerin toplumun dini kimliğini bireysel anlamda sahiplenmeleri için “sosyal destek” ve teşviklere ihtiyaçları vardır.

      7. Misyonerlik, basit ya da masum bir dini davet ve tebliğ faaliyeti değildir. Onun asıl tehlikeli yanı, Batı sömürgeciliğinin bir ileri karakolu olarak görev yapmasıdır. Bu yüzden bu faaliyetin din ve inanç hürriyeti bağlamında değerlendirilerek serbest bir şekilde yayılmasına imkan tanınması, toplumsal bütünlüğümüzün ve kimliğimizin açıkça risk altına atılması demek olur. Bu yüzden, misyonerlik faaliyetleri karşısında alınacak tedbirlerin bir boyutu idari ve güvenlik açısından olmaya devam ettirilmelidir.

      8. Bir kısım gençlerimizin Hıristiyan misyonerlerinin propagandalarına kapılmalarının geri planında, Batı uygarlığı karşısında yaşanan bir tür “aşağılık duygusu”nun rol oynadığı bir gerçektir.

      Bu durum, misyonerlik propagandalarını etkisiz kılmanın yolunun yalnızca dini alanla sınırlı olamayacağını, uygarlık yarışında ön saflarda yer almanın önemini ortaya koymaktadır. Her yönden kalkınmış ve gelişmiş, ekonomik yönden kendine yeterli, bilgi üretebilen ve ürettiği bu bilgilerle uyumlu olacak şekilde toplumsal düzenlemeler yapabilen; kendi milli ve kültürel değerlerine güvenen ve sahip çıkan bir toplum düzeyine yükselinceye kadar, mevcut çatlaklardan yabancı dış etkiler sızmaya ve bunlar karşısındaki başarısız savunmalarımız sürdürülmeye devam edecek gözükmektedir.

      Dipnotlar:1 Bkz. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Yeni İnsan ve İnsanlar,10.bas.,Evrim Yay., İstanbul  1999,s.209

      2 Bkz. Serpil Zeynep Öz, “ Niçin ve Nasıl Din Değiştiriyorlar? Hıristiyan Türkler”, Özgür ve Bilge Dergisi 1,S.5(2002) s.27.

      3 Gündüz-Aydın, Misyonerlik, s.54,55,114.

      4 Osman Cilacı, Hıristiyanlık Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Diyanet İşleri Başk. Yay., Ankara 1990,s.20.

      *Prof. Dr. Hayati Hökelekli'nin İSAV'ın düzenlediği, "Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri" ilmi konulu toplantıda sunduğu tebliğinden kısaltılarak alınmışt.

      • Hits: 1393 clicks

      Tecox component by www.teglo.info